BOS OTOMOTİV ANKARA
ZAFER VİNÇ KONYA
BİOTEM SİGORTA
KÖSEOĞLU MOBİLYA
NEŞE TEKNİK MÜHENDİSLİK
Site Menüsü
Hava Durumu
Üyelik Girişi
Site Haritası
Takvim
Hasan Hüseyin KÖSE
MESUT MU OLDUK?...
20/01/2021

 

Takvim yaprakları 30 Eylül 2012’yi gösteriyor.  Bernebau Stadı’nda ev sahibi takımın soyunma odasının duvarları kızgın bir adamın sesiyle yankılanıyor. Real Madrid - Deportivo Alaves maçının devre arasında takımın bir oyuncusunu azarlayan Jose Mourinho’nun sesi bu.  Azarladığı oyuncu ise şimdilerde adından sıkça bahsettiğimiz Mesut Özil. Daha fazla mücadele etmesi gerektiğinden, daha tempolu, istekli ve sert oynaması gerektiğinden bahsediyor Mourinho öğrencisine . Oysa Real Madrid 3-1 önde. Mesut, tüm devre arası boyunca süren bu azar karşısında dişlerini sıkıyor ama o devre arasında en fazla 15 dakika sürebilecek azar ona on yıllar gibi geliyor. Daha fazla kaldıramıyor ve formasını çıkarıp yere fırlatıyor. Sonrasında da duşa giriyor. Otobiyografisinde açıkça belirttiği üzere kendisi de bu davranışının hatalı olduğunu, takım arkadaşlarını yalnız bırakmaması gerektiğini düşünüyor. Mourinho’nun en iyi Mesut’u ortaya çıkarmak için onun üzerine yüklenmesini kaldıramamış olmalı. Bu, Mesut’un ilk kırıldığı an değil. Son da değil... Yeteneğiyle elmas gibi parladığı her kulüpte mutlaka en az 1 defa cam gibi kırılıyor. Belki de en tepede uzun süre kalamamasının sebebi bu. Fizik olarak gelişse de mental olarak hep bir yerde takılıp kalıyor...

Zamanı biraz daha geriye sarıp en baştan başlayalım. 2005 yılında Rott Weiss Essen U-17 takımının formasını giyen Mesut Özil’e kariyerinin ilk profesyonel kontrat teklifi Schalke 04’ten geliyor. Ayda 150 avro civarı para kazandığı bu küçük takımdan Schalke’nin U19 takımına terfi edecek ve bunun karşılığında aylık 4 bin avro kazanacak. Teklifi duyar duymaz çoktan kafasında kabul ediyor aslında ama yine de bir kaç büyüğüne sormadan da edemiyor. İmzalar kısa süre içerisinde atılıyor ve 17 yaşındaki Mesut, artık Schalke 04 oyuncusu. 4 yıllık kontratla kariyer basamaklarından ilkini tırmanmış oluyor. Bu tarihten sonra 2017 yılına kadar önüne konan hiç bir profesyonel sözleşmeyi tamamlayamıyor Mesut. Forma giydiği tüm takımlarda son derece ihtişamlı performanslar göstermesine rağmen, ait olduğu coğrafyanın denizi Karadeniz gibi dalgalı bir ruh haliyle görüyoruz onu. Her seferinde kırılacak bir sebebi oluyor. Onu bir elmas gibi ışıltılı gösteren yeteneği, cam gibi kırılganlığını bir yere kadar gölgeyebiliyor. Gittiği her kulüpte haklı ya da haksız kırılacak bir şeyler buluyor. Schalke 04’teki ilk büyük kırılganlığı, yeterince forma şansı bulamadığını düşünmesiyle başlıyor. Önüne Schalke tarafından konan ikinci kontratı, henüz ilkinin bitmesine 2 yıl varken reddediyor.Reddettiği kontratın yıllık kazanç hanesinde 1.5 milyon avro yazıyor. Kadro dışı bırakılıyor. Henüz yaşı 19. Ancak daha fazla forma şansı bulacağını düşündüğü bir kulübe, Werder Bremen’e transfer oluyor. Orada çok çetin bir rakibi var. Kariyerinin en parlak dönemini yaşayan, yolu çok sonra ligimize de düşecek olan Brezilyalı Diego. 2 yıl onun gölgesinde yeteneklerini, oyun görüşünü geliştiriyor. Diego kulüpten ayrılınca artık kendi sırasının geldiğinden çok emin. Ama herkes onun kadar emin değil. Ivan Rakitic transfer ediliyor Bremen’e. Bu, Mesut için bardağı taşıran değil, deviren bir hamle. Gitmek istiyor ve bunu da gizlemiyor. Takımıyla hazırlık kampına katılmasına sayılı günler varken cep telefonu elinde, Stuttgart’tan Real Madrid’e transfer olan Khedira ile konuşuyor. Real Madrid’deki takımın havasından, antrenmanların nasıl geçtiği, Mourinho’nun nasıl biri olduğuna kadar... Gitmeyi öylesine kafasına koyuyor ki geri kalan her şey önemsiz detay onun için. Kulübü Werder Bremen’in  onu göndermeyi reddedip, kontratının sonuna kadar yedek oturtmakla tehdit etmesi dahi korkutmuyor gözünü. Çünkü bir kere kırıldı ve kafasında transferini çoktan bitirdi. Yine istediği oluyor. Real Madrid 17 milyon avro bedelle renklerine bağlıyor onu. Yine tamamlanmamış bir kontrat bırakıyor ardında. O sıralar menajerliğini yürüten babası, Real Madrid Başkanı’yla, üstelik başkanın odasında kavga edene dek kısmen her şey yolunda. Kavganın konusu ise Mesut’un kontratı... Real Madrid devam eden kontratını öne sürüyor, Mesut Özil tarafı ise daha yüksek bir garanti ücretle yeni kontratta diretiyor. Babası aynı zamanda menajeri, Real Madrid başkanının odasının kapasını hızlıca kapatıp çıktığında aslında Mesut’un Real Madrid’deki tüm kapılarını da kapatmış oluyor. Wenger’e Mesut tarafından açılan samimi bir telefonla yine tamamlanamamış bir kontratı arkasında bırakarak bu defa Ada’nın yolunu tutuyor... Yıl, 2013. 8 yıldır formasını giydiği Arsenal’de toplam 184 Premier Lig maçına çıkıyor. Bu, takımın çıktığı toplam lig maçlarının yarısından az. Üstelik 2020 yılında neredeyse ayağına top değmemiş bir oyuncudan bahsediyoruz. Çünkü uzunca süredir kadro dışı... Yine müthiş başlayan bir macera, hızla tepetaklak gidiyor.  Umursamazlığı, isteksizliği haber oluyor. Müslüman bir futbolcu olarak attığı tweetler haber oluyor, Kabe ziyareti haber oluyor, en sevdiği dizinin Osmanlı tarihini anlatan bir TRT yapımı olduğu haber oluyor... Futbolu ve yeteneği hariç ne varsa haber oluyor. Oysa haber olması gereken Real Madrid ve Arsenal gibi iki dev kulübün 10 numaralı formasıyla dünyanın en üst düzey liglerinde asist rekorları kıran Mesut’un yeteneği... Ama ortada uzunca süredir o yetenekten eser yok. Bolca kırılganlık, kontrat pazarlığı ve benzeri magazinsel saçmalıklar var...

Eğri oturup, doğru konuşalım; Mesut’un sahip olduğu yeteneğin zekatı dahi Süper Lig için fazlasıyla yeterli olur. Ancak hiç bir Türk kulübü, hiç bir oyuncuya yıllık 5 milyon avro garanti ücret ödeyebilecek durumda değil. Zamanında buna cüret edenlerin durumu da ortada. Bugün Feghouli, Falcao, Belhanda gibi ağır kontratlar altında ezilen Galatasaray, devre arasında transferde gözünü ancak bedelsiz futbolculara dikebiliyor. Kurtarıcı olarak ancak bonservisi elinde Arda Turan’ı kadrosuna katabiliyor. Vida’ya ödediği yıllık 3 milyon avro yüzünden Beşiktaş, Aboubakar piyangosu olmasa ligde yoluna Güven-Larin forvet ikilisiyle devam etmek zorunda kalacak, Rıdvan’ın sürpriz performansı olmasa eldeki tek sol bek N’Sakala’ya mecbur kalacaktı. Üstelik kadroda en çok kazanan isim konumunda olan Vida’nın partneri 33 yaşında Alanyaspor’un sert ama dengesiz stoperi Wellinton olmak zorunda kaldı. Şimdiye dek yaptırdığı penaltı sayısı, Beşiktaş kalesine atılan penaltıların yüzde 70’ine denk geliyor. Çünkü para yok. Olmayan parayı da böyle orantısız harcayınca ortaya böyle absürt durumlar çıkıyor. Hırvatistan formasıyla Dünya Kupası’nı kılpayı kaçıran stoperin partneri, Wellinton oluyor. Kulüplerimiz de olmayan parayı en saçma sapan kullanmak konusunda çıtayı giderek yükseltiyor. Son 1 yıldır ayağına toğ değmemiş, her forma giydiği kulüpte mutlaka en az 1 büyük kırılganlık yaşamış ve dibe vurmuş Mesut Özil’e yılda 5 milyon avro bağlamak, sadece Süper Lig şampiyonluğunu hedefleyen her takım için bal gibi israftır. Ayrıca 4 büyük takımın kadrosunu yan yana yazınca açık  ve bariz şekilde orta saha rotasyonu en kabarık takım Fenerbahçe iken Mesut’un sadece bir merkez orta saha ve 10 numara oyuncusu olduğu gerçeği de gün gibi ortada. Tüm bu veriler ışığında, bir futbolsever olarak Mesut Özil gibi bir yeteneği izleyecek olmak elbette büyük ayrıcalık. Ama mazisi 100 yılı devirmiş koskoca kulüplerin battıkça daha da dibe batmaktaki amaçsız ısrarları da kabak tadı verdi. Henüz 2020 yılında FenerOl kampanyasıyla “batık” kulübe para toplayan Fenerbahçe, ne zaman düzlüğe çıktığına kani oldu da Mesut Özil’e yılda 5 milyon avro ödeyebileceğine inandı? Biz inandık mı? Kocaman bir hayır! Neden 32 yaşında, ayağına 1 yıldır top değmemiş Mesut’a olmayan parayı ödemeye çalışmak yerine hazır fırsat da varken kendi Mesut’unu çıkarmayı düşünmez?

Kurtuluş, Mesut Özil’i lige getirmekte değil. Mesut Özil’i Avrupa’ya ihraç etmekte... Şimdi siz, fazlasıyla Mesut Özil övgüsü içeren yazılar okuyacaksınız. Sadece hatırlatmak isterim; geldiğinden beri sakatlığı nedeniyle kaçırdığı maç sayısı, oynadığının 2 katından fazla olan 35 yaşındaki Falcao için “biyolojik yaşı 20” ve “sakatlık nedir bilmez” manşetleri atıldı bu ülkede.

Bugünden itibaren de Mesut’un nasıl müthiş bir yetenek olduğu, Fenerbahçe’yi tek başına şampiyon yapmaya geldiği, önceliğinin asla para olmadığı, oynamak istediği yazılıp çiziliyor bile. Kariyeri boyunca kaymak gibi zeminlerde, makine gibi işleyen takımlarda oynamış, buna rağmen kırılmış, motivasyon ve aidiyet sorunları yaşamış Mesut Özil’in bu sert, zeminleri berbat ve ekonomik sorunları ayyuka çıkmış ligde başarılı olacağından yüzde yüz emin spor otoriteleri göreceksiniz. 



96 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları